Cinler Alemi

Cin Nedir?

Rabbimiz (cc) tarafından dumansız ateşten yaratılmış olan bilinç ve irade sahibi varlıklardır. İnsanlar genellikle cinleri göremezler ve zorlukla iletişim kurabilirler. Ancak cinler insanlarla çok rahat iletişim kurabilir ve insanları rahatlıkla etkileyebilir. Ümmetler halinde yaşamaktadırlar. Kur’an’da bildirildiğine göre İblis adı verilen varlık da cinlerin soyundandır. Şeytan olarak tabir edilen varlık insanlardan da çıkabilmekte birlikte genellikle cinlerden çıkmaktadır. Ancak cinlerin tamamını kötü ve şeytani varlıklar olarak tanımlamak doğru değildir. Cinlerin İblis’e tapanlar bulunduğu gibi mümin, Müslüman olanları da bulunmaktadır.

Cinler Genellikle Nerelerde Bulunurlar?

İbadet edilmeyen, duvarlarında ayetlerin bulunmadığı, kedi ve köpeklerin beslendiği, insan ve hayvan resimlerinin bulunduğu evlerde, içkili ve çok sigara içilen, rutubetli, güneş almayan mekânlarda; bahçesinde özellikle incir ve nar ağacı bulunan evlerde, kapı eşiklerinde, su birikintilerinde, çöplüklerde ve mezarlık kenarlarında, temizliğine dikkat edilmeyen banyo ve tuvaletlerde, eski mezarlıklar üzerine inşa edilmiş olan binalarda bulunurlar.

Cinler Kaç Sınıftır?

Cinler genel olarak 3 sınıftır.

1-) Havada uçabilen cinler

2-) Kedi köpek yılan şekline girebilen cinler

3-) Meskûn mahalle yerleşen ve ihtiyaç hissettiğinde yolculuk yapabilen cinlerdir.  (Kaynak: el-Hâkim)

Şeytan, Cin Sınıfından mıdır?

Şeytan kelimesinin “Salah ve hayırdan uzak oldu” manasına gelen, şatane fiilinden müştak olduğu kabul edilir. Görünmeyen ve insanlara kötü telkinlerde bulunarak onları azıtan mahlûk manasındadır ki şeytan cin sınıfındandır. Bir başka ifadeyle bu manada şeytan, cinlerin asi takımına denir. Hadislerde cin ve şeytan iki ayrı sınıfmış gibi ifade edilmiştir. Muhakkik ulema her ikisinin de esas itibariyle bir nevi olduğunu, biri kâfir kalarak şeytan, diğeri iman ederek cin adını aldığını söylemiştir. (Kütübü Sitte, c. 4, s. 347)

Ancak yine de Mutezile ve Kadiriye gibi mezheplerde farklı düşünceler mevcuttur. Eğer şeytan melek sınıfındansa ve melekler de her türlü günah ve isyandan arî olduklarına göre, şeytan da bu fiili işleyip, Âdem (as) önünde secde etmeyip rabbimize (cc) isyanda bulunduğuna göre, şeytanın fizyolojik olarak melek sınıfında düşünülebilmesi aklen ve ilmen kabul edilemez. Ayrıca cinlerin hepsi Müslüman olmadıkları gibi her dine mensup olanları hatta ateist ve satanist olanları bile mevcuttur.

Cinler İnsanların Bedenine Neden Girerler?

Elbette cinin insan bedenine girmek için bütün gücünü sarf etmesinin bazı sebepleri vardır. İnsanın cine herhangi bir kötülükte bulunması, mesela üzerine sıcak su dökmek veya işemek yahut istemeden üstüne oturmak gibi… Cin insanın farkına varmadan yaptığı bu fiilleri kasıtlı davranışlar olarak düşünüp, bedenine girerek intikam almak isteyebilir.

Aşk: erkek bir cinin bir kadına veya kadın bir cinin erkeğe âşık olması halinde bedene girme söz konusudur. Bu durumda cin insan bedenine girerek onun sadece kendisine ait olması amacıyla onu evlilikten uzaklaştırabilir.

Cinin insana zulmetmesi: Cin şehevi bir duyguyla veya cinler âlemin de işlediği bir suçtan dolayı saklanmak amacıyla insan bedenine girebilir.

Görevli olmak: Bu durumda cin herhangi bir büyücü tarafından görevlendirilmiştir ki biz bunu daha ileride ayrıca izah edeceğiz.

Cinlerin En Bariz Güçleri ve İmkânları Nelerdir?

Öncelikle cinlerin hareket hızı ve kabiliyeti insanlardan üstündür. Bir örnek verecek olursak cinlerden bir ifritin Süleyman (as) karşı taahhüdüdür ki, bu söze göre Yemen melikesinin tahtını Süleyman (as) yerinden kalkmasına imkân bulmadan çok kısa bir süre içinde Beytü’l–Makdis’e getirmiştir. Neml Suresi 39. ayette bu konu şöyle belirtilmiştir:

Cinlerden bir ifrit: “Sen yerinden kalmadan önce onu sana getiririm. Buna karşı güvenilir bir güce sahibim” dedi.

Diğer yaratıkların şeklinde insanlara görünebilmeleri de onların akla durgunluk veren kabiliyetlerindendir.

Cinlerin Bizden Üstün Oldukları Hususlar Nelerdir?

İnsanoğlu 3 boyutlu dünyada, cinler ise 4. boyutta yaşamaktadır. Dolayısıyla bizden bir üst boyutta oldukları için bizi görebilmekteler, biz ise onları görememekteyiz.

İkinci üstünlükleri fizyolojik yapıları gereği her şekle girebilmektedirler.

Üçüncü üstünlükleri ışık hızında oluşlarıdır. Yani saniyede 300.000 km hıza sahip oldukları için dünyanın çevresini 1–2 saniyede dönebilmektedirler. Einstein’ın kuramı gereği bir madde ışık hızına ulaştığı zaman demateryalize (madde ötesi) olur. Bu varlıklar da bu hıza sahip olduklarından maddeden enerjiye dönüşebilmekte, kapı ve pencereleri kırmadan öbür tarafa geçebilmektedirler.

Cennet ve Cehennem Cinler İçin de Söz Konusu mudur?

Hasan-i Basri’ye (ra) göre cinlerin müminleri cennete gidecektir. Mücahide göre müminleri de cennete giremeyecektir. Ahirette Onlara tıpkı hayvanlara denildiği gibi “toprak olun” denilecektir. Şafii, Malik, İbnu Ebi Leyla gibi ulema ise iyilerinin de mükâfat, kötülerinin de azap göreceklerini söylemişlerdir. (Kütübü Sitte, c. 4, s. 348)

Benim şahsi görüşüm ise Zariyat Suresi 56. ayetinde “Ben insanları ve Cinleri ancakbana ibadet etsinler diye yarattım” diye belirtildiğine göre onlarda kesinlikle cennet ve cehennem mefhumuyla mükelleflerdir. Ancak cinlerin cehennemi buzullardan yaratılmıştır. Cinler ateşten meydana geldikleri için Rabbimizin cezalandırması bu şekilde tahakkuk edecektir.

Tabii ki diğer konularda olduğu gibi, cehennem bahsinde de âlimler tenakuza düşmüştür. Bir kısım ulema onların ahiret de tekrar diriltilmeyeceklerini dolayısı ile cennet ve cehennemin onlar için söz konusu olamayacağını iddia etmişlerdir ki bu konu hem ayetlere hem de hadislere tamamen zıt bir bakış açısıdır.

Yüce rabbimizin “Rabbinin rahmet ettikleri müstesna. O, onları işte bunun için yaratmıştır. Rabbinin, ‘Yemin olsun ben cehennemi, tümden insanlar ve cinlerle dolduracağım!’ sözü tamamlanacaktır. (Hud Suresi, 119)” şeklindeki buyruğu bu bakış açısının yanlış olduğunun, cinlerin de insanlar gibi cehenneme gireceklerinin çok açık bir kanıtıdır.

Cinlerin Gücünden İstifade Edilebilir mi?

Cinlerin insanüstü güçlerinden istifade edilebileceğine Kuran-ı Kerim’de işaret vardır. Nitekim Hz. Süleyman (as) cinlerden istifade etmiş, emrinde istihdam etmiş, onları asker olarak (Neml Suresi, 17) ve müşavir olarak (Neml Suresi, 38–39) kullanmıştır. (Kütübü Sitte, c. 4, s. , 349)

Günümüzde ise cinlerden çok ileri boyutta olmamakla birlikte istifade etmek mümkündür. Hatta bu çalışma devlet bazında bile yönetilmektedir. International Herald Tribune’unun bir haberine göre Rusya, bu tür ruhsal olaylar için araştırma ödeneği olarak yıllık 12 milyon Ruble gibi inanılmaz bir rakam ayırmıştır. İsrail Haber Alma Teşkilatı Mossad ise, yıllık 5,5 milyon Amerikan doları gibi bir meblağı bu faaliyetlerde harcadığını resmen kendi Internet sitesinde belirtmiştir.

Cinlerin Gönderdikleri Haberlere İnanılır mı?

Cinlerin çok büyük bir kısmı İblis’in (yandaki resimde tasviri bulunan varlık) emrinde oldukları için, İblis ise insanoğlunu öncelikle küfre, bunu başaramazsa büyük günahlara sürüklemek istediği için söylediklerine inanılmaz. Özellikle süfli cinler reenkarnasyon itikadını aşılamakla kişiyi İslam’ın temel akidelerinden kıyamet, haşir, neşir, cennetle cehennemin inkârına götürürler. (Kütübü Sitte, c. 4 s. 356)

Nasıl insanların doğru ve yalan söyleyenleri varsa, aynı şekilde cinlerinde değişik karaktere ait olanları vardır. Ama büyük bir kısmı süfli oldukları için, içlerinde doğruyu söyleyenleri ve takva olanları çok azdır. Hatta büyük bir kısmı önceleri doğruyu söylemek suretiyle insanın güvenini kazanırlar, güven oluşturduktan sonra da yavaş yavaş o kişilerin inançlarını saptırmaya başlarlar.

Cinler İnsanlardan Zeki midir?

Cinler, ilim ve zekâ olarak sanıldığının tersine insanlardan geridedirler. İlmi genellikle insanlardan öğrenirler. Zekâ seviyeleri 10–12 yaşındaki çocuğunki kadardır.

Cinler Evlenirler mi?

Kehf Suresi 50. ayetinde mealen “Şimdi siz beni bırakıp ta düşmanınız olduğu halde onu ve neslini dost mu edinir misiniz?” denmektedir. Ayette geçen nesil kelimesi sebebiyle Onların evlendiğinin burada sarih olduğu söylenmiştir. (Kütübü Sitte, c. 15, s. 473)

Hatta onlar aile bağları açısından, insanoğlundan daha tutucu ve birbirlerine daha düşkündürler. Bulundukları yeri terk ettiklerinde hep kabile kabile yolculuk yaparlar. Kendi dinlerinden olanlara aşırı bağlılıkları, sadakatleri vardır.

Cin ve Peri Aynı Yaratıklar mıdır?

Peri Farsçada cin demektir. Pratikte ise perilerin, cinlerin güçlü olanlarına denildiği anlaşılmaktadır. Gerek Yunan gerek Hint mitolojisinde periler altın sarısı, uzun saçlı, çok güzel, dişi cin şeklinde tasvir edilmekte ise de gerçekte cinlerin en şedit olanlarıdır. Çok büyük bir kısmı ateisttir (dinsizdir). Az bir kısmı da şeytana tapmaktadır. Nihayetinde periler de cin taifesindendir. 1993 Yılında Çengelköy Talimhane’den kocasının kucağında bir bayan hasta getirmişlerdi bana. Ayaklarını yere basamıyordu. Kendisi cinleri görüyor ve konuşuyordu. Cinler kadının ayaklarının iç derisini yakmışlardı. Kocası “Doktorlar görünce şok oldular Volkan Bey. Böyle bir vaka ile ilk defa karşılaşıyoruz dış deri yanmadan iç deri nasıl yanmış diye şaşkınlıklarını ifade ettiler” dedi. Bu olay hafızamda kalan ilginç vakalardan biridir.

Önce Cinler mi Yoksa İnsanlar mı Yaratılmıştır?

Cinler insandan evvel yeryüzünün idare ve tedbirini görmekle vazifelendirilmişlerdir. Ancak yeryüzünde çok kötülük yaptıkları, fesat çıkardıkları için sonunda bu görevden azledilmişlerdir. Yerlerine insanoğlu tayin edilmiş, yeryüzünün sahipliği makamına getirilmiştir. (Saadet-i Ebediye, 657)

Cinler Gaybı Bilebilirler mi?

Geleceği Yüce Rabbimizden başka kimse bilemez. Gayb ilmi peygamberlere (as) dahi verilmemiştir. Ancak Allahın bildirmesiyle bilebilirler, kendi cüzi iradeleri ise bu imkânsızdır. Nitekim Sebe Suresi 14. ayette şöyle buyrulmaktadır:

Sonra vaktaki, Onun (Süleyman as) ölüm ile hükmettik. Onun vefat etmiş olduğuna asasından yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası onlara delalet etmiş olmadı. O vakit yere düşüverdi. Cin taifesi anlamış oldu ki, eğer gaybı bilmiş olsalardı o ihanetli azap içinde kalmış olmazlardı.

Kadı Bedrüddin-i Şebliin’in Akam-ül-Mercan kitabı Arabî olup büyüktür. Hep cinden bahsetmektedir. Bir yerinde diyor ki:

Cinden geçmiş, olmuş şeyleri sorup öğrenmek caizdir. Gelecekte olacak şeyleri sormak caiz değildir. Geçmiş şeyleri görüp, işitip bilirler. Geleceği bilemezler. (Seadet-i Ebediye,s. 658)

Cinler Neden Gece Vakti Uyanıktırlar?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi onlar 4. bizler 3. boyutta olduğumuz için yani boyut farkından dolayı onların gecesi bizim gündüzümüz, bizim gecelerimiz onların gündüzüdür. Sevgili peygamberimiz (sav) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:

Gece karanlık basınca veya akşama girdiğinizde çocukları alıkoyun! Çünkü iblisler o zaman yayılır. Geceden biraz geçince onları serbest bırakın. Kapıları kilitleyin. Allah’ın adını zikredin; zira İblis kilitlenmiş kapıları açamaz! … (Sahih-i Buhari, Cabir b. Abdullah (ra) )

Cinlerle İnsanlar Birbirleri ile Evlenirler mi?

İsra suresi 64. ayette Allah (cc) şöyle buyurmuştur. “Mallarına ve çocuklarına ortak ol!” Bir Hadisi şerifte peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:

Eğer, kişi hanımı ile cinsi ilişki kurarken besmele çekmezse, şeytan zekerine girer ve Onunla beraber o da cima eder. (İmam-ı Şibli, Ahkamu’l Mercan)

İbn-i Teymiye de insanlarla cinler birbirleriyle cinsi temasta bulunabilir ve aralarında normal bir çocuk doğabilir. Bu çok vukuu bulmuştur demiştir. (El-Mecmu, 19/939)

El-Hafız’i Hacer’i. Abbas (ra) şöyle rivayet etmiştir:

Kişi, eğer adet halinde olan hanımı ile cinsi temasta bulunursa şeytan ondan önce davranır. Kadın ondan hamile kalır ve doğan çocuk da muhannes olur. Muhannesler, cinlerin çocuklarıdır.

Birçok tarihçiler ve Hadisçiler insanlarla cinlerin evlendiklerine dair birçok eser zikretmişlerdir. Mesela Ahmed b. Süleyman, En-Neccad, Emalisinde Ameşten, Ebu Bekr El-Haraiti ile İ. Ebu Şeybe El-Kelait kitabında bu konuları tahriç etmiştir. Kendi tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki bu konu asla heveslenilecek bir konu değildir. Bunu, bana gelenlerden bu tür evlilik özlemi içinde olan bayağı çok kişi gördüğüm için belirtiyorum. Böylesi bir evlilik hem tehlikeli, hem de sağlıksızdır… Bizim onların enerjisine tahammül edebilmemiz ve uzun süreçte dayanabilmemiz hemen hemen imkânsız… Her ne kadar ulema bu konuda da tenakuzlu davransa da realite bu yöndedir…

Acele Etmenin Cinlerden Kaynaklandığı Doğru mudur?

Evet doğrudur. Peygamberimiz (sav) bir hadisinde “Temkinli ve yavaş olmak Allah’tan (cc) acele etmek ise şeytandandır” buyurmaktadır. (İbnis-Sünnîel-Îcaz)

Ankebut Suresi’nin 54. ayetinde şöyle buyrulmaktadır: “Azab konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Oysa cehennem, o inkâr edenleri gerçekten kuşatıp durmaktadır”. Saffat Suresi 176. ayette ise: “Şimdi onlar, bizim azabımızı mı acele istiyorlar”. Zariyat suresi 14. ayette ise “Tadın fitnenizi. Bu sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir”.

Ayetlerde de görüldüğü gibi şeytan hep insanoğlunu tahrik etmekte ve “acelecilik” silahını kullanmaktadır.

Kaynak: http://volkanergenekon.net/cinler.html

Uncategorized içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

Metafizik Hastalıklar

Metafizik Hastalıklar

. Aşırı unutkanlık,
. Dalgınlık,
. Kararsızlık,
. Geleceğe ait ümitsizlik duygusu hissetme,
. Basit sebeplerle yakınlarına karşı agresif davranışlar (anne, baba, eş, arkadaş vs.),
. İşlerinde anlaşılmaz aşırı kısmetsizlik ve irade dışı aksiliklerle karşılaşma,
. Sevdiklerinin her hareketinin kendisine ters gelmesi, sonra bundan pişman olması,
. Bir türlü evlenememe, sıklıkla nişandan dönme,
. Basit sebeplerden boşanma,
. Yalnızken yanından bir karartının geçtiğini hissetmesi,
. Banyo yaparken korkması ve gözü açık sabunlanması,
. Bazı yerlerden geçerken sebepsiz korku hissetme (özellikle geceleri)
. Rüyalarında sıklıkla kedi, köpek, yılan görmesi,
. Sıklıkla garip ve korkutucu rüyalar görme
. Sabahları çok yorgun kalkması,
. Bazen uyku-uyanıklık arasında parmağını dahi kımıldatamayacak ağırlık hissetmesi

Eğer bu belirtilerden biri ya da bir kaçı sizde varsa kısa süre içinde tedavi olmanızı önemle tavsiye ediyoruz!

Cinler Öncelikle Kimlere Musallat Olurlar?
Cinler her insana musallat olabilir. Ancak daha çok bebeklere, küçük çocuklara, genç kızlara, hamile ve loğusalı hanımlara, yalnız yaşayan yaşlı kişilere, ruhsal ve bedensel yönden aşırı rahatsızlıkları olanlara, gerek evde gerekse dışarıda aşırı dekolte giyinen bayanlara, kahve, tarot vb. fallara sıklıkla bakan ve baktıranlara, fincanla ruh (!) çağıranlara ve kontrolsüz, bilinçsizce aşırı zikir çekenlere, bu varlıklardan sıklıkla bahsedenlere ve çok sigara içenlere musallat olurlar.

Cinlerin Musallat Oldukları Kişide Görülen Emareler Nelerdir?
Aşırı unutkanlık, dalgınlık, kararsızlık, geleceğe ait ümitsizlik duygusu hissetme, basit sebeplerle yakınlarına karşı agresif davranışlar (anne, baba, eş, arkadaş vs.), işlerinde anlaşılmaz aşırı kısmetsizlik ve irade dışı aksiliklerle karşılaşma, sevdiklerinin her hareketinin kendisine ters gelmesi, sonra bundan pişman olması, bir türlü evlenememe, sıklıkla nişandan dönme, basit sebeplerden boşanma, yalnızken yanından bir karartının geçtiğini hissetmesi, banyo yaparken korkması ve gözü açık sabunlanması, rüyalarında sıklıkla kedi, köpek, yılan görmesi, sabahları çok yorgun kalkması, bazen uyku-uyanıklık arasında parmağını dahi kımıldatamayacak ağırlık hissetmesi.

Cinler En Çok İnsanlara Nerede Musallat Olurlar?
Cinler insanlara en çok tuvalet, banyo ve yatak odasında musallat olurlar. Bu yüzden tuvalete ve banyoya girerken ve yatmadan önce kişinin şeytanın şerrinden Allah’a sığınması sünnettir. Habibullah efendimiz bir hadisinde şöyle demektedir:

Biriniz tuvalete girmeden önce şöyle desin (Euzu billahi minel-hubsi vel-habâis: Erkek ve dişi şeytanlardan Allaha sığınırım) (Kaynak: Ebu Davut’un süneni Zeyd b. Erkam’dan (ra))

Aynı şekilde yatmadan öncede mutlaka dua ederek yatmalı ve Allaha (cc) sığınılmalıdır. Amr b. Şuayb, babası dedesinden rivayet etmiştir; dedi ki: “Allah Resulü (sav) bize yatarken şu kelimeleri öğretirdi: “Bismillah. Euzu bi kelimatillâhit’tâmmeti min gadabihi ve ikabihi ve min hemezsatiş’şeyâtîni ve en yahdurunî: Allah’ın adıyla, O’nun gazabından, cezasından, şeytanların vesveselerinden ve yanımda bulunmalarından Allah’ın tastamam kelimelerine sığınırım. “

Cinler Fiziki Hastalıklara Sebep Olabiliyorlar mı?
İbn-i Sina “sara” hastalığını anlatırken cinlerden bahsetmektedir. Diyor ki:

Hastalıklara birçok maddeler sebep olduğu gibi, cinin hâsıl ettiği hastalıklarda vardır ve meşhurdur. Cin insan vücuduna girerek sara hastalığına sebep olmaktadır. (Yeni Rehber Ansiklopedisi, c. 6, s. 365)

Aynı şekilde cinler damar tıkanıklığına, çocuk düşmesine, şiddetli baş ağrılarına vb. rahatsızlıklara sebep olabilmektedirler.

Cinlerin İnsanlara Verdikleri Psikolojik Rahatsızlıklar Nelerdir?
Kişinin yaşının üzerinde aşırı dalgınlık, unutkanlık, kararsızlık, geleceğe ait ümitsizlik, sevdiklerine karşı sebepsiz agresif davranışlar ve intihar duyguları başlıcalarıdır. Bu rahatsızlıklar fizyolojik ve psikolojik olduğu gibi cinlerden de kaynaklanabilmektedir.

Cinler özellikle beynin bazı noktalarına rahatlıkla nüfuz ederek o kişiyi moral değerler ötesinde düşünceye sevk edebilmektedirler. Çok inançlı bir kişiyi agnostisizme (şüpheci düşünce) sürükleyebilmekte, ibadetlerini sürekli ertelete bilmektedirler.

Eğer musallat oldukları kişiye âşık olmuşlarsa, bedenine girdikleri kişi evli ise eşinden boşandırmaya, nişanlı ise nişanı atmaya, bekârsa da karşı cinsten uzak tutmaya çalışırlar. Çoğunlukla da, o kişinin aurası zayıfsa yani halk dili ile yıldızı düşük ise bu işlevlerinde başarılı olurlar. Dünya dans şampiyonu tanınmış bir manken bana bu durumunu itiraf etmiş, hatta onlardan 4 ve 6 yaşınca iki kız çocuğu sahibi olduğunu da belirtmişti.

Şeytan Mescitte İnsanlara Musallat Olur mu?
Mescitte dahi olsa şeytan mutlaka insanoğluna musallat olmaya çalışır. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Saflarınızı düzeltip perçinleyin, aralık bırakmayın. Omuzlarınız aynı hizada olsun. Muhammed’in canı elinde olana yemin ederim ki ben şeytanın küçük kara koyun şeklinde safların arasından girmekte olduğunu görüyorum” (Ebu Davud). Bu konuda pek çok şikâyet işitmişimdir “Namaz esnasında konsantre olamıyorum, aklıma hep dünyevi işlerim geliyor” şeklinde… Aslında problemin çözümü çok kolay… Ayetleri okurken hafif mırıldanarak okumak ki Kuran da bu şekilde emrediyor. Çünkü mırıldanarak okunduğunda beyin dualara odaklanıyor, yanlış okumamak için… İçimizden sessiz okuduğumuzda ise ezbere okuduğumuzdan aynı anda başka şeyleri düşüne biliyoruz. Benimde çok defa başıma geliyor… Nerede, namaz kılarken Allah’ın huzurundayım diye bacakları titreyen, avuçlarının içi terden sırılsıklam olan, hatta heyecandan bazen bayılan Ashab-ı Güzin (ra) ve nerede bizler!

Kuran-ı Kerim’de Cinlerin İnsana Çarpma Olayına Delil Var mıdır? 
Daha önceki maddelerde de bahsettiğimiz gibi cinler insanı şehvet, aşk, kin ve nefret gibi çeşitli sebeplerden dolayı insanların bedenine girer. Cinin insan bedenine girmesi İbn-i Teymiyye’nin dediği gibi ehl-i Sünnet ve el-Cemaat’in ittifakıyla sabittir. Bakara Suresi 275. ayette Allah Teala (cc) şöyle buyurmaktadır: “Faiz yiyenler, mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar” Sahih-i Buhari’de de Peygamberimiz (sav) şöyle demektedir: “Şüphesiz şeytan, Âdemoğlunun kanının dolaştığı yerde dolaşır”.

Cinler Kötü ve Korkunç Rüyalara Sebep Olmakta mıdır?
Bir kısım cinler önceden de belirttiğimiz gibi insanları hasta yaparak onlara bedenen zarar verdikleri gibi rüyalarına girmek suretiyle ruhlarına da eziyet etmektedir. Şeytan sırf insanın üzüntüsünü arttırmak onu tedirgin etmek günlük hayatını moralman olumsuz yönde etkilemek için gece kötü rüyalar gösterebilir. Sevgili peygamberimiz (sav) bu konuda bize şöyle bilgi vermektedir:

Kişinin gece gördüğü rüya 3 kısımdır:

1- Rahmani olan rüya

2- Şeytanın gösterdiği üzücü rüya

3- Şuur altı görülen rüya (Sahih-i Müslim)

Yine Allah Resulü (sav) rüyalarla ilgili şöyle buyurmuştur:

Biriniz hoşlandığı bir rüya görürse o Allah’tandır. Onun için Allaha hamd etsin ve insanlara o rüyayı anlatsın. Bunun dışında hoşlanmadığı bir rüya görürse o şeytandandır. Onun şerrinden Allah’a sığınsın ve kimseye onu anlatmasın. O rüya ona asla zarar veremez… (Sahih-i Buhari)

Bu konuda daha ayrıntılı bilgi almak için Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin (ra) Marifetname adlı eserine bakılabilir. Yüzyıllar öncesi yazılmış bu değerli eserde rüya bahsi çok güzel ve ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.

Cinler İnsanlara Nasıl Vesvese Verir?
Cinlerin konuşması mümkündür. Çünkü o konuşma büyülenmiş kişiye sihirbazın telkin ettiği gibi ruhun meyil ettiği bir şey olabilir. O bir ses değil ama büyülenmiş kimsede bir etki meydana getirmektedir. Cinler yakıcı ateş değildir, sadece ilk baştaki yaratışları yani maddeyi asliyeleri ateştir. Dolayısıyla Âdemoğlunun cesedine girer. Şeytan latif bir cisim olup insana vesvese verir. Kişiye kötü düşünceler fısıldar yani Rabbimizin buyurduğu gibi (cc) insanların gönüllerine vesvese verir. “Cisimler birbirlerine giremez. Cisimler birbirlerine girerse o ateş olduğu için insan yanar” sözü yanlıştır. Çünkü ruh ve cisimlere giren hava gibi latif cisimler kesif (yoğun) cisimlere rahatlıkla girebilirler. Cinde latif bir cisim olduğuna göre onunda insan bedenine girmesi mümkündür. (İbn-i Akil) Sorunun cevabının iki ayetle sonlandırayım. (Nas Suresi 4 ve 5. ayetler)

Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (İçlerine kuşku, kuruntu fısıldar). Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her hannas’tan Allah’a sığınırım).

Cinler İnsanların Mesleklerine de Etki Yapmakta mıdır?
İnsan beynine giren cinler kişiyi dolayısıyla mesleklerinde de etik değerlere uymayan davranışlara sürükleyebilir. Bir örnek verecek olursak; adaletsiz zalim bir hâkim kesinlikle Allah ile beraber olamaz. Ancak şeytanla beraber olur. Halillullah (sav) efendimiz şöyle buyurmaktadır:

Hâkim zulmetmedikçe Allah onunla beraber olur ama haksızlık ederse Allah onu bırakır, şeytan gelip onunla beraber olur ve ondan hiç ayrılmaz. (Tirmizi Abdullah b. Ebû Evfa’dan rivayet etmiştir)

Cinler Aşırı Uykuya Sebep Olmakta mıdır?
Nuru Arşillah (sav) efendimiz buyurmuştur ki:

Şeytan biriniz uyuduğu zaman gelip başının uç kısmına 3 düğüm atar. Her düğüm atarken şöyle der: “Uyu yat daha uzun gecen var…” Uyuyan kişi, uyandığı zaman Allah’ı zikrederse düğümlerden biri çözülür. Abdest alırsa düğümlerden ikincisi çözülür. Namaz kılarsa öteki üçüncüsü de çözülür ve sabahleyin gönlü hoş dinç olarak kalkar. Aksi halde tembel ve canı sıkılmış bir halde kalkar. (Sahih-i Buhari)

Aşırı uyku kişiyi gaflete sokup, gerek dünyevi, gerek uhrevi işlerini aksatacağı ve insanoğlunu pasifize edeceği için cinlerin baş hedeflerinden biridir. Ya tam uykusuzluk, korku, vesvese verip bünyeyi sarsmaya çalışırlar veya aşırı uyku vererek pasifleştirmeye… Cinnî hastaların tamamında bu iki durumdan biri mutlaka görülür.

Kaynak: http://volkanergenekon.net/hastaliklar.html

Uncategorized içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

Cinlerden Korunma Yöntemleri

İlk Tavsiye

Eğer bir insana cin musallat olduysa öncelikle o cinden kurtulmak gerekmektedir. Bu da uzman hocaların ya da medyumların yardımıyla yapılabilecek bir şeydir. Musallat olunan cinden kurtulduktan sonra çeşitli koruma yöntemleri uygulanarak tekrar bir rahatsızlıktan korunulabilir. Böyle bir rahatsızlığınız varsa ya da olduğundan şüpheleniyorsanız lütfen önce tedavi olun. Ancak bu aşamada başvuracağınız kişinin uzmanlığından emin olduktan sonra herhangi bir işlem yapmanızı tavsiye ederiz. Malumunuz, ülkemizde metafizik ilimler kullanılarak adı hocaya çıkmış bazı soytarılar soygunculuk yapmaktadırlar.

Cin Görüldüğü Zaman Tehlikeden Korunmak İçin Alınabilecek En İyi Önlem Nedir?

Cin görüldüğünde yapılacak en iyi şey “Allahuekber” diyerek cinin yüzüne üflemek olacaktır. Allahuekber denilerek cinin yüzüne üflendiğinde, cin kısa süre içinde kaybolacaktır.

Bir Mekâna Girerken “Destur” Demenin Bir Anlamı Var mıdır?

“Destur” kelimesi cinleri uyaran, bulundukları mekâna girildiğini ve o mekânda bir şey yapılacağını bildiren bir kelimedir. Bir yere girildiğinde, bir yere bir şey dökerken (çöp, kül vb.) ya da özellikle tuvalet, banyo, mezarlık kenarları, kapı eşikleri gibi cinlerin bulunma ihtimalinin yüksek olduğu mekânlara ya da bu mekânlarda bir şey yaparken “destur” denilmesi cinlerin o mekânı terk etmesini sağlar. Bu sayede cinlerden gelebilecek tehlikeler önlenmiş olur.

Cinlerden Korunmak İçin Muska Taşımak Şirk midir?

Rukye okuyup üflemek veya üzerinde taşımak demektir. Ayet-i Kerime ve Resulullah’tan gelen dualar ile rukye yapmaya “taviz” denir. Taviz caizdir ve inanan güvenen kimseye fayda verir. Taviz yazılı muskayı su geçirmez bir madde ile sararak cünüp iken taşımak ve tuvalete girmek caizdir. (Halebi, Dürrül Muhtar, s. 119)

Manası bilinmeyen veya küfre sebep olan rukyeyi okumaya “efsun” denir. Bunu veya nazarlık denilen şeyleri kendi üzerinde taşımaya “temime” denir. Muhabbet oluşturmak için yapılan rukyelere “tivele” denir. Tivele ve Temime şirktir. Ayet ve Resulullah’tan (sav) bildirilen duaları yazarak veya yazdırarak üzerimizde bulundurmak okumak veya okutmak suretiyle yapılan taviz ise şirk değildir. (İbn-i Abidin, Mevahip-Medaric, c. 5, s.232–275)

Rukye 3 şartta caiz olur: 1- Ayetler ve Esmaül Hüsnalar yazılırsa… 2- Arabî nisan ile olursa… 3-rukyenin ilaç gibi olup Allah Teala dilerse teshir edeceğini, teshirini sadece Allah’ın verdiğine inanılırsa… Çünkü şifa sadece ve sadece Allah’tandır (cc) (Kaynak: Mehavib-i Ledünniye)

Cinlerden Korunmak İçin Hangi Ayet ve Duaları Okumalıyız?

Euzu besmele ile birlikte Fatiha, Nas, Felak, Ayet El Kürsi, Bakara suresinin son beş ayeti, Mümin suresinin başından masiir’e kadar okunmalıdır. Sürekli namaz abdestli bulunmalı, farzları ve sünnetleri hiç terk etmemelidir. (Kaynak: Ahkâm-ül-Mercan)

İmam-ı Rabbani (ra) Hazretleri 174. mektubunda cini def etmek için Kelimei Temcid dediğimiz “La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil aziym”i sürekli okuduğu kaydetmektedir. (Kaynak: Muhammed Saidii Kitab-ı Berekaat)

Şeyhül İslam İbni Hacer’in Asar-ı-Varide kitabında, cinden koruyan dualar yazılıdır. Bu Kitap Süleymaniye Kütüphanesi, Aşir Efendi kısmında 1150 sayı ile mevcuttur. Bunların hepsinden de önemlisi Resulullah (sav) efendimiz cinlere karşı şu duayı bize özellikle tavsiye etmiştir:

Euzu bikelimatillahi ttammati min şerri ma halaka ve zera ve bera ve min Şerri ma yenzilü min ssemai ve min şerri ma yağrucu fiiha ve min şerri fitnetil leyli vennahari Ve min şerri külli tarigin illa tarigan yetrugu bi hayrin ya rahman.

Ayrıca sevgili Peygamberimiz (sav) şu duayı da 100 defa okumamızı bize buyurmuştur:

La ilahe illa llahu Vahdehüla şerikeleh, lehülmülküvele hülhamdü ve hüve ala külli şeyin kadir.

Cinler Neden Muskaya Boyun Eğmek Zorunda Kalıyorlar?

Eğer yazılan bir muska Arapça ayet ve dualardan ibaretse; misk, zağferan, miskiamber, safran ve gülsuyundan yazılmışsa bu tür muskaya taviz denir. Sülfli cinler gerek ayetlerden ürktükleri için gerekse isimlerini yukarda zikrettiğimiz kokulardan rahatsız oldukları için muska taşıyan kimseye yaklaşamazlar.

Kenz-ül Havas’ta Cinlerden Korunmak İçin Ne Tavsiye Edilmektedir?

Cin ve şeytanın musallat olduğu, üzerine düştüğü ve sataştığı bir adamı onların tasallutundan, onların sataşmasından kurtarmak istersen ism-i a’zamın hayır hatemini o mu­sibete uğramış olan adamın alnına yaz ve “Ya Rab, bu esma-i şerife hürmetine bu adamı halas buyur” diye dua etmekle be­raber azimet-i şerifeyi oku, biiznillahi teala halas bulur ve kur­tulur. (c.1, s. 40)

Birbirini sevmeyen ve sık sık kavga çıkaran karı koca arasını bulmak, ıslah etmek, aralarındaki kin ve kedureti gidermek istersen bir parça bal mumu alarak bu hayır hâtemini yaz, sonra o mumdan iki insan şekli yapıp her birine birer parça mıknatıs taşı ya da kehribar parçası yapıştır, sonra bu re­simleri yüz yüze koyarak üzerlerine yirmi bir defa ism-i a’zam azimetini oku, biiznillahi teala aralarındaki kavga ve nizalar, kin ve keduretler kalkarak yerine muhabbet ve sevgi hâsıl olur. (c. 1, s. 42)

Cin musallat olan bir adamı onun tasallutundan, onun sataşmasından kurtarmak istediğiniz vakit o musibete uğramış kişinin parmaklarına lafza-i celalin harflerini yazarsanız o kişi cin ve şeytanın tasallutundan kurtulur, çünkü cin, biiznillahi teala mahpus olur. (c. 1, s. 60)

Cin taifesinin müdahalesi neticesi olarak saraya müptela olan bir adamı ayıltmak ve onu o sara hastalığından, o musallat olan cin yakılmak suretiyle kurtarılmak istenildiği vakit, lafza-i celal huruf-u mukattaa olarak mavi bir bez parçası üzerine yazıldıktan sonra bir tarafı yakılarak saraya tutan kişiye koklatılırsa, hasta ayılır, kendine gelir ve musallat olan cin yanar. (c. 1, s. 60)

(EI-Müheymin) lafz-ı şerifini bir yüzüğe Kamerin eşref saatinde beş defa yazıp onu daima parmağında taşıyan kimseyi Cenab-ı Allah. Şeytanların ve insanların şerlerinden, her türlü belalardan ve âfadlardan muhafaza buyurur. (c. 1, s. 75)

Rebiul’evvel’in on ikinci yani mevlid-i şerif kandili gecesi gün doğmadan evvel bir kâğıt üzerine: “Allahümme salli ala seyyidina muhammedin ve ala âlihi ve sahbihi ecma’in” yazılıp sonra 1001 defa salatu selam zikrinden sonra bu kâğıt bir muşambaya sarılarak bir ikametgâh kapısının üzerine iç taraftan konulursa o haneye: şeytan, düşman, fakru zaruret felaket ve bela gibi şeyler girmez, orada sakin olanların rızkı bol ve maişeti geniş olur biizniIlahi teala. (c. 1, s. 203)

Fırsat buldukça ve hatırına geldikçe oturur, yürür, yatar ve kalkar iken Salâten Tünciynâ’yı okumaya müdavemet eden kimse, okumayı adet edinen kimse düşman ve hasidlerin şerlerinden, şeytanın tasallutundan, bela ve afetlerden ve emraz-ı vahimeden, velhasıl istenilmeyen, hoşlanılmayan bütün hallerden emin ve mahfuz bulunur. Bu salât ü selama müdavemet etmelerini din kardeşlerime tavsiyeyi bir vazife ad­dederim. (c. 1, s. 211)

Fatiha-i şerife suresini cuma günü sabah namazını müteakip harfleri adedince bir kâğıt üzerine yazıp onu daima üzerinde taşıyan kimse cin ve insin satvetinden, tasullutundan ve taarruzundan emin ve mahfuz olur. (c. 1, s. 243)

Cin taifesinin musallat olduğu bir adamı o tasalluttan kurtarmak murad edersen onun sağ kulağına yedi defa ezan oku ve sonra Fatiha-i şerife’yi, (Kul eûzü birab bil felakı, Kul euzü birabbi nnasi … ) sure-i şerifelerini, sonra Ayete’l-Kürsi’yi ve bütün (Vessaffati Saffa) sure-i şerifiyle sure-i Haşr’in ahi­rini yani (Hüvallahüllezi la ilahe illa hu. Alimul ğaybi ve şahadeh… ) ila ahiri ayet-i kerimelerini ve (Vettarikı) suresini bütün oku, biiznillahi teala musallat olan cin mündefi’ olur, savulur gider ve kaybolur (c. 1, s. 250)

Ayın parlak bulunduğu bir zamanda bu vefk-ı şerifi “kurşundan bir levha üzerine yazıp üzerine 1289 defa. Ayetel­Kürsi azimetini okuyarak bunu üstünde taşıyan kimseye bir zalim ve cebbar zulmedemez, insan ve şeytan şerrinden emin bulunur. Bunu taşıyan kimse eğer tam bir itikat sahibi, sadakat üzere hal ve hareket sahibi bir kimse ise dilediği kimsenin gözünden ihtiva eder yani görünmek istemediği kimselere gö­rünmeyebilir. (c. 1, s. 265)

“Tebarekellezi biyedihil mülkü … “ suresini okuma­ya devam eden ya da her gün en azından bir defa olsun kıraet ey­leyen kimse ahirette Cenab-ı Allah’ın lütfuna nail olup kabir azabından, vefatı sırasında şeytanın şerrinden emin (mahfuz) olur. (c. 1, s. 265)

Bir kâğıt üzerine Besmele-i şerife ile beraber üç defa (Selamün kavlen mir rabbir rahıym) ayet-i kerimesi yazılıp yeni doğmuş bir çocuğun üzerine konulursa, isabet-i ayndan, nazar değmekten, cin ve şeytan tasallutundan emin ve mahfuz olur. (c. 1, s. 317)

İns ve Cinnin ve şeyâtinin tard ve def’i (kovulması), uzaklaştırılması, şer ve tasallutlarının izalesi (giderilmesi) için sure-i İsra’nın 45 ve 46. ayetlerini: “Ve iza kare’teI kur’ane cealna beyneke ve beyneIleziyne la yü’minune bil’abıreti hıcaben mesturen.”

“Ve cealna ala kulübihim ekinneten en yefkahuhü ve fi alzanihim vakren ve iza zekerte rabbeke filkur’ani vahdehu vellev ala edbarihim nüfüren” okumanın tesiri büyüktür ve tecrübe edilmiştir.

Kendisine fasid (aslı olmayan bozuk) hayaletler görünen, sebepsiz olarak korkup vesveseye düşen kimse üzerine bu yukarıdaki iki ayet-i kerime okunursa biiznillahi teala ondan bu haller, bu rahatsızlıklar zail olur gider ve o kimse tamamen kurtulur. Bu ayet-i kerimeler mavi bir yün kumaş parçası üzerine yazılıp cin taifesi tarafından zapt edilmiş bir kimsenin üzerine konulursa biiznillahi teala halas olur (kurtulur).

İmam-ı Yafiî rahimehümullah demiştir ki: Bu yukarıdaki iki ayet-i kerime ile beraber şu Fein tevellev fekul hasbiyallahü la i1ahe illa hüve’ aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azıym” ayet-i celilesini bir kâğıt üzerine yazıp üstünde taşıyan kimse cin ve şeytan tasallutundan, şeytani vesveselerden ve fasid hayallerden kurtulur. (c. 1, s. 342)

(Seyyid Süleyman El-Hüseyni, Kenz-ül Havas, Demir Kitabevi, İst., 1992)

Şems-ül Marif’te Cinlerden Korunmak İçin Ne Tavsiye Edilmektedir?

Hasbiyallahü ve nı’mel vekil zikrine muvazabet eden (şiddetle ve tam manasıyla devam eden) kimse şeytan ve insan şerrinden, fakru zaruretten, zulm ve adavetten, düşman tecavüzünden, yer ve gök afetlerinden ve her türlü gam ve kederden, küfür belasından ve borçtan azat olur. Bütün şer’i ve hayırlı hususlarda onun için muvaffakıyet hazır ve ama­dedir. Binaenaleyh bunu- din kardeşlerime şiddetle ve ehemmiyetle tavsiye ederim.(c. 1, s. 380)

Yukarda Metni Arapça harflerle yazılı duanın Türkçe harflerle okunuşu şöyledir:  (La İlahe illellahü El emrü küll hü lillahi vela galibe yağlübüllahe, Nur, Nur, Nur, süphane men galebe nurrehü küllü nur. Ve­la havle vela kuvvete illa billahil Aliyyül Azim, Kaf ya Ayın sad, Cehlas “vahsıli velli cismen, kesatsati ahta, matıyhat hayt, aht, Aht, Heyf Ecib. La ilahe illellahü, Narat vestenaret, Tuba sübuh, Heytut, Kuddus, Rabbül Melaiketi vel Ruh, Alel Arşi isteva ve alel Mülki ihteva velehül Esmael Hüsna, la daife lima kada, vela mania lima a’ta, yefalü ma yüridü fi Mülkihi ve yahkümü fi halkıhi ma yaşaü ve hüve ala külli şey in kadir…)

Ve yine eski Bilginlerden (Ka’ib El Ahbar)ın anlattığına bakılırsa, Hazreti Süleyman’ın oturduğu döşek üzerinde öyle adlar yazılıydı ki, bu yazılardan Cinler ve şeytanlar oldukları yerde donup katılırdı. Ve bu adlar karşısında çıra gibi yanarlardı. Hazreti Süleyman bu yazılı adlarla Cin ve ifritleri itaati altında tutar, bu adlarla cinlere işkence ve azap çektirirdi. Bu döşeğin orta kısmında kilitlenmiş gibi dört İbranice yazılı ad vardır ki, Cinler ve Şeytanlar bu adları izleyerek Hazreti Süleyman’a azda olsa asi olmazlardı. Bu döşekte yazılı adlar dört azametli ifritten oluşan bir guruba ait idi. Bu dört azametli ifrit Hazreti Süleyman’ın en büyük ve kendisine yakın vezirlerindendi. Hazreti Süleyman’ın insanlardan oluşan vezirlerinin sayısı 300 idi. Bunların en sonuncusu (Berhilo oğlu Asaf) idi. Ayrıca cinlerden de 300 veziri bulunuyordu ki, Bunların en büyükleri döşekte adları yazılı olan dört büyük cin vezirleri idi. Bu dördünün ad­ları sırası ile şöyledir (Tımıryat) (Men-ik) (Hedliyac) (Şoğal) adlarını taşıyorlardı. Cinlerin bu adlardaki vezirlere itaati bir hayli hayret vericidir. (c. 2, s.160, 161)

Ve yine Cin denilen ilahi yaratıkları görmek isteyen bir kimse, bu yaratıkların kendi aralarında ne gibi şeyler konuştuklarını kulakları ile duymak ve bunları kendi isteği ve kendi itaati doğrultusunda kullanmak ve onlara soracağı sorulara doğru cevap alabilmesi için, bu adları bir parça teke derisi üzerine yazmalı ve bu deriyi su değmedik temiz bir saksı içinde yaktıktan sonra bunun is veya külleri ile gözlerine sürme çektiği takdirde cin denilen yaratıkları görür, konuşmalarını da duymuş olacağı gibi, onlara bir şey soracak olursa, bu konuda aşağıda geçen ve topluca yazıyı yani baştan sonuna kadar yazılı olan Allah’ın ve Meleklerinin doruk adlarını okuyarak şöyle hitap etmektedir: “Ey bu ulu adların doruk Melekleri Okumuş olduğum bu adların Hak ve hürmetine itaatli olarak benim sorularıma cevap vermenizi istiyorum.” tarzında konuşmalıdır. Böylece o kimse Cinlerin en ileri Bilginlerini karşısında ve iki ellerinin arasında görmüş olacaktır, o vakit ne sorarsa cevabını doğru olarak almış olur. (c. 3, s. 231)

Gizli İlimler Hazinesi’ne Göre Cinlerden Gelen Zararlar Nasıl Önlenir?

Bir kimseyi zaman zaman cin tutup bayılsa aşağıda yazılan bu duayı yazıp mümkünse hastanın başında olamazsa boynunda taşıtmalıdır: Bismillahirrahmanirrahim, Bismillahil mahzunel meknun ve bicelali vechikel kerim. Ve bil kefil bürhanil aziym. Vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil aziym. Ve sallallahu ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sabbihi ve selemle.

Şayet yine zarar vermekte ve bayılmakta ısrar ederlerse aşağıda yazılı ihrakı cin esmalarını yedi ayrı kâğıda yazıp her gün bir tanesi ile hastayı tütsülemelidir. Esmalar şunlardır: Şeyehnehilin. Masedin kutamin. Şabin tatayureşin letmisen. Menuhen. (c. 3, s. 252)

Cinler tarafında çarpılan dili tutulan ağzı yüzü eğrilen kimseler için: Bu hallerden birisine veya hepsine birden düçar olan kimseyi bu durumdan kurtarmak için aşağıda yazılı olan ayeti kerimeleri temiz bir kâğıda misk ve safranlı mürekkeple yazıp nüsha gibi hastanın boynuna takar, ayrıca da hazırlanmış olan bir bardak suya ve hastaya okunup nefes edilir ve su hastaya içirilir. Okunacak sure ve ayetler: Yedi salâvat, yedi Fatiha, Yedi Ayet-ül Kürsi, ye sure-i Kafirun, yedi sure-i İhlâs, yedişer muavezeteyn okunur. Sure-i İhlâs’ın ve muavezeteynlerin başlarında olan (Kul) kelimeleri okunmayacaktır. Bunlardan sonra bir kere de şu dua okunup hastaya üflenecektir: Bismillahirrahmanirrahiym, Kul uhuye illeye ennehüs temea neferün minelcinne fekalu inna semina Kuranen aceba. Yehdi iler rüşdi fe-amenna bihi ve lem nüşrike bi-rabbina ahada. Ve ennehu teala ceddü rabbina met-tehaze sahibeten vela veleda.

Cinlerden Korunmak İçin Okunan Ayetler ve Esma-ı Şerifeler Efsun mudur?

Şifayab olmak için okunan ayet-i kerime ve esma-i Şerifelere efsun denilmez cahiliye devrinden bu yana Araplar rukyeyi hem müspet ve meşruh hem de Menfi ve gayri meşruh maksatlarla yapılan işlerin hepsi için kullanırlar. Biz müspet ve meşruh dediğimiz ameliyeyi “okuma”, “ doğa yolu ile tedavi” Bezende “ üfürme” tabirleri ile ifade ederiz. Öyle ise Arapçadaki rukyeyi hem Afsunlama, hem de doğa ile tedavi diye anlamamız daha muvafık olacaktır. (Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütübü Sitte, C. 11, s. 330)

Cinlerden Korunmak İçin Duanın Fonksiyonu Nedir?

Resim: pic-namaz

İslam âlimleri, hadislere dayanarak “en nafi ilaç duadır” anlayışını benimsemişlerdir.

İslam âlimleri, hadislere dayanarak “en nafi ilaç duadır” anlayışını kendilerine prensip yapmışlardır. “ dua, belanın düşmanıdır, onu sürüp Çıkarıl henüz gelmemişse gelmesini önler, gelmiş ise hafifletir, dua müminin Silahıdır” derler. Duanın müessir olması içinde riayet edilmesi icap eden bir kısım şartların Varlığına kabul ederler ve bunları nebevi irşatlardan hareket ile tespihe Çalışırlar. Duanın iyileştirici olması için okuyan kişinin her şeyden önce itikadının dürüst ve pak olması gerekir. Haram ve zulümden içtinap etmelidir. Duanın da kalbi gaflet içinde olmamalı, tam bir teveccühle Allah’a yönelmeli, Tazarluh ve niyaz içinde bulunmalıdır. Yoksa ağzı okumakta ve duada olup Kalbi yabanlarda olacak olsa nefini (fayda) müşahede etmez, abes yere çalışır. Nitekim hâkimi bir tahricinde Resulullah aleyhisselatu vesselam: “Şunu bilin ki Allah teala hazretleri, kalbi gafil ve malayani ile meşgul kimsenin duasını kabul etmez” buyurmuştur.

·         Duadan önce bir miktar sadaka vermelidir.

·         Dua, hacetlerin makbul olduğu mübarek vakitlerde yapılmalıdır. Gecenin son üçte birinde…

·         Kıbleye karşı huşu ile yönelmiş olmalı.

·         Maddi ve manevi paklık içinde bulunmalı

·         Allah Teala’ya hamd ve sena, Resulüne salât ve selam ederek başlamalı.

·         Tevbe ve istiğfara devam etmeli.

·         Dua ısrar ve tekrar etmeli.

Dua esnasında Hak Teala’nın Esma-i şeriflerini zikretmek, Rahim, Ker’im, Rahman, Şafi, Kadir gibi isimlerini çokça tekrar ile iltica etmeli, Kuran’da ve hadiste gelen mesur dualarla etmeli.

Kaynak: http://volkanergenekon.net/korunma.html

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yapın

Büyü ve Falcılık

Büyü ve Falcılık

Büyü Nedir?

Büyü, metafizik güçleri kullanarak bir kimseyi etki altında bırakmak demektir. Büyü simya ilmiyle, cinlerle, çeşitli maddelerle ve çeşitli yazılarla yapılabilmektedir. Rabbimiz (cc) büyü yapmayı kesin olarak yasaklamış; Bakara Suresi 102. ayette büyü yapanın ve yaptıranın ebediyen cehennemlik olacağını bildirmiştir.

Cinler Büyücülere Nasıl Yardım Ederler?

Okuyan şahıs kuvvetli bir radyo istasyonuna benzer. Bu istasyon şiddetli dalgalarını atmosfere yayar ve bu kuvvetli dalgalar, daha zayıf ve küçük radyo istasyonun dalgalarını siler. Aynı şekilde bu işi yapan şahıstan yayılan elektro manyetik dalgalar bu cinlerin ölmesine yol açar. Dolayısıyla bazı cinler bu işleri yapan şahısların emirleri altına girerler. Onlara, yani emir altına girmiş olan cinlere sihir yapmalarını emrederler. Ve bu tip cinleri emri altına almaya çalışan veya almaya muvaffak olabilen şahıslar genellikle bir yerde inzivaya çekilirler. Kendi duaları ile oluşturdukları şifrelerle uğraşırlar.

Cinlerin Büyücülerden İstekleri Nelerdir?

Büyücü aşağıdaki belirtilen fiilleri yapmak suretiyle şeytanın yardımını alabilir: Kuran ayetlerini ayaklarının altına yazmak; Kuran ayetlerini pislikle yazmak; Kuran’ı ayakaltına alıp, sıkıca bağlayarak tuvalete gitmek; besmele çekmeden şeytan için kurban kesmek ve kesilen hayvanı şeytanın belirttiği yere bırakmak; ateşle konuşmak, ona secde etmek veya tapmak; annesi veya kızı yahut kız kardeşiyle yatmak… Büyücünün küfrü ne kadar fazla olursa şeytanın itaati de o derece fazladır.

Büyü Yapılırken Cinlerden İstifade Edilir mi? Nasıl?

Büyü (magic), gizli metotlarla elde edilen olağanüstü kuvvetleri olan bir sanattır. Sihir, eski İran rahiplerinin bilgeliğin araştırılması yolunda kullandıkları bir metottur. Maj (mage) kelimesi Zerdüşt dini rahiplerinin diğer bir adıdır. Mirabeau’ya göre sihir barbar ve cahil kavimlerde olduğu gibi, medeni topluluklarda da beşeri bir gaye uğruna çalışmak yerine olan üstü hadiseleri meydana getirmek yolunda bir gayret olarak ortaya çıkmıştır.

12. asır okültistlerinden Hugese de Saint Victor’a göre sihri beş esaslı kısma ayrılır: 1. Kehanet 2. Matematik 3. Efsun, Teshir (Sortillege) 4. Gazibe, mucize, prodige 5. Meş’um Tesir (Malifice) (Ergün Arıkdal, Metapsişik Terimler Sözlüğü, Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul 1971)

Bu bölümlerden “kehanet”le, “meşhum tesir” tamamen cinlerle yapılan, gerçekleştirilen büyülerdir.

Huges de Saint – Victor kehaneti de ayırmıştır:

·         Ölülerle haberleşme

·         Yer cinleri ile gaibden haber alma (geomancie)

·         Su perileri ile gaibden haber alma (Hydromanici)

·         Hara perileri ile gaibden haber alma (Aeromancie)

·         Ateş perileri ile gaibden haber alma (Pyramancie)

Meş’um Tesir (Malefice) ise gizli ve tabiatüstü vasıtalar kullanarak insan hayvan ve bitkilerle yapılan kötü tesirdir. Üçe ayrılır;

·          Şeytani yakarma (incantation de-moniaque)

·          Ak büyü (Magic Blanche)

·          Kara büyü (Magie noire)

Bu terim, şeytan ve yeri ruhların yardımı ile yapılan kötü tesirleri ihtiva ettiği için, böyle “kara” sıfatı ile adlandırılmıştır. (Ergün Arıkdal, Metapsişik Terimler Sözlüğü, Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul 1971)

Az çok Spritüalizm de büyünün genellikle cinlerle yapıldığı, ama bunun yanında simya ilminin veya büyücünün beyin gücünün de tesirinin olduğu vurgulanmaktadır ki bu çok doğru burada yapacağımız tek ilave veya hatırlatma, büyünün, “dinden çıkmadan” yapılamayacak olması. O yüzden ak büyü diye bir şey yoktur. Hepsi şirktir, yapanda, yaptıranda, yol gösterende ebedicehennemdeki yerini hazırlamalıdır… Yüce rabbimiz büyü yapanın ahiretten nasibi olmadığını şu şekilde belirtmiştir:

Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihir)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi.(Bakara Suresi, 102)

Rabbim (cc) nasip ederse çıkaracağımız ikinci kitabın konusu ”büyü” olacak ve o kitapta derinlemesine bu konuları açıklamaya çalışacağız.

Cin’e, Büyüye ve Nazara Karşı Kuran’ın Tedavi Edici Fonksiyonu Nasıl Gerçekleşir?

Tıbb-ı nebevi’nin en bariz hususiyetlerinden biri tedavide Kuran-ı Kerim’e müstesna bir yer vermiş olmasıdır. Mezkûr mevahib-i ledünniye mütercimi bu hususu “Hak Teala Hazretleri izale-i emrazda (hastalıkların tedavisinde) Kuran-ı Azim’den eam ve enfal (bütün hastalıklarda geçerli daha müessir) Bir deva inzal etmemiştir. Kuran-ı Azim marazlara şifa ve ayine-i kulüba ciladır” diyerek ifade eder. Yani hem maddi ve hem de manevi hastalıkların en faydalı bir ilacıdır.

Kuran’ın bu yönünü tespit eden ayetler vardır: “Biz Kuran’dan müminler için bir şifa ve rahmet olan şeyi indiriyoruz” (İsra Suresi, 82). Fahreddin-i Razi Hazretleri “Kuran” kelimesinin başında geçen tebiz için değil, cins için Olduğunu belirtir. Böyle olunca ayeti şöyle anlamak muvafıktır: “Kuran olarak indirdiğimiz ayetlerin hepsi müminlerin maddi ve manevi her çeşit hastalıkları için şifadır.” Kuran’ın. Manevi hastalıklarla ilgili tedavisi iki suretle olmaktadır. Zira manevi hastalıklar ikidir: Bir kısmı batıl itikatlardır. Bunlar yaratılış, insanın bidayeti, akıbeti, kader, ulûhiyet, nübüvvet gibi iman esaslarına giren meselelerdir. Bu hususlarda İslam’ın tebligatına uymayan her inanış tarzı manevi bir hastalıktır. Şu halde bu meselelerde Kuran gerçek olanı delilleriyle birlikte zikrederek batıl mezhepleri ibtal etmiş, müminlerini sapıklıklardan korumuştur.

İkinci kısım manevi marazları kötü ahlaklar teşkil eder. Kuran-ı Kerim onları da açıklayarak müminleri ahlaksızlıklara düşmemeleri için uyarmış, Resullullah’ın “Mekarim-i ahlak’ı tamamlamaya geldim” derken kastettiği mekarim Kurani ahlaktır.

Kuran-ı Kerim’in maddi hastalıklara şifa olmasına gelince, bu da inkârı mümkün olmayan bir durumdur. Bizzat Resulullah Kuran’la rukyede bulunmuş maddi hastalıkların tedavisinde Kuran’ı Kerim’den istifade etmeleri için Ashab-ı Güzin’i teşvik etmiştir. Hatta bazı hadislerinde Kuran’dan şifa aramamayı eksiklik ilan etmiştir: “Kim Kuran’la şifa talep etmezse, Allah ona şifa vermez.” buyurmuştur. Bu hadis şu şekilde de anlaşılmıştır: “Kuran’la şifa talep etmeyene Allah şifa vermesin.”

Kaynak: http://volkanergenekon.net/buyu_falcilik.html

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yapın

Metafizik Olaylar ve Terimler

Metafizik Olaylar ve Terimler

alteroskopi: Süjenin diğer bir kimsenin bedeninde vuku bulan şeyleri görmesi ve anlaması… Medyumlar trans haline geçtikten sonra, karşılarındaki insanın teşhisini yapabilirler.

İran’da Ömer Hayyam’ın kabrini ziyarete gittiğimde toprak üstünde oturan yaşlı bir kadının bana seslendiğini gördüm. Önce dilenci zannettim. Kendisi bana medyum olduğunu ve falıma bakmak istediğini söyledi. İnanmadığımı söyleyince “o zaman niye bu ilimle uğraşıyorsun?” diye bana sordu. Bunun üzerine teklifini kabul etmek zorunda kaldım ve bana geçmişimle ilgili çok ilginç ve doğru bilgiler verdi.

Bu kadının yaptığı çalışma alteroskopi örneğiydi.

apor: Fiziksel medyumluk tecrübelerinde, tecrübe yapılan yerde mevcut olmayan eşyanın birden peydah olmasıdır.

1997 senesinde Kavacık’ta tekinsiz bir evde seans yapıyorduk. Gece yarısı yaşadığımız bu olayda salonun ortasında yarımşar saat arayla halının üzerinde birden bire ıslaklık ve koku oluştu. Kedi pisliği gibi kokuyordu ve evde kesinlikle kedi beslenmiyordu. Ev sahibi çok kültürlü bir işadamıydı. Bu olay “apor”un bir örneğidir.

astral beden: Astral beden ruh ile maddi beden arasında mutavassıt rolünü oynar. Yıldızlar âlemi ile de ilgilidir. İki türlü tesir alır: yukardan ilahi aşk (ulvi tesirler) ve aşağıdan ihtiras, kin, egoizm gibi süfli tesirler. Astral beden arzu bedenidir. Her türlü hisleri bedene aktarır. Yanda temsili olarak astral seyahat görülmektedir.

astroloji: Asıl temeli, yıldızların, güneşin ve ayın insanlar üzerinde tesiri olduğu inancına dayanır. Ay ruhsal dengemize, güneş ise zihinsel faaliyetimize tesir eder. Aristo astrolojiyi tabii bilimler olarak, Farabi ve İbn-i Haldun ise matematik bilimlerinden astronomiye sokarlar. Güneş etrafında dünyanın dönerken on iki yıldız takımının (burç) yaydıkları ışınlar burada önemlidir.

aura: İnsan vücudunu (hayvan ve bitkilerde de… ) bir zar gibi saran ışıklı haleler topluluğudur. Yaş, cinsiyet, zihni melekeler ve sağlıkla ilgilidir. (eterik çift 0,5 cm, iç aura 2–8 cm ve dış aura) Yandaki resimde insanın aura merkezleri görülmektedir.

bilokasyon: Aynı anda iki ayrı yerde görünüm olayı… Aslında kendi dubleleri, fantomları gözükür.

Bursa’da Somuncu Baba’nın aynı anda caminin ayrı kapılarında görülmesi olayında olduğu gibi ya da bir insanın hiç hacca gitmemesine rağmen hacda görülmesi gibi…

ruhsal tedavi: Biyoenerjiyle yapılan tedavi bu çeşittendir.

büyü: Gizli metotlarla elde edilen ve olağanüstü kuvvetleri olan bir sanattır. Eski İran rahipleri ile başlamıştır. Maj kelimesi Zerdüşt din rahiplerinin diğer bir adıdır. Sonra Yunanistan’a geçmiştir. Nitekim Heredot, yaşlı cadılardan bahsetmiştir eserlerinde l2 yy Okültistler’de Huges de Saint-Victor’a göre beşe ayrılır:

l-kehanet:

a. necromancie: Ölülerden haber alma

b. geomancie: Yer cinlerinden haber alma

c. hydromancie: Su perilerinden haber alma

d. aeromancie: hava perilerinden haber alma

e. pyromancie: ateş perilerinden haber alma

2-matematik (remil sanatı):

a. aruspice: Bağırsak falı

b. augure: Kuş falı

c. horoscope: Yıldız f alı

3. efsun, tesir: Büyücünün şahıs üzerinde biyoenerji, telkin ve hipnoz tesiridir.

4. garibe, mucize: Tabiatın alışılmış akışına karşı bir tesirde bulunmak, gaibden haber verme

5. meş’um tesir:

a. Incaintation demoniague: Şeytani yakarıma.

b. magie blanche: Ak büyü.

c. magie noire: Kara büyü.

cin: gözün görme frekansının dışında bulunan (titreşim alanında) yaşayan varlıklardır.

dedüblüman: Çift bedenlenme, çift görünüm.

degajman hali: Ruhsal gevşeme… Spiritizm’de, medyumun transa geçmeden önce kendini etraftan bir konsantrasyon vasıtasıyla tecrit etmesi, bedensel alakalardan sıyrılması, ruh beden münasebetini gevşetmesi…

dejavu: Evvelden görmüş olmaklık hissi.

demateryalizasyon: Maddelikten çıkmadır. Gibier’in ABD’deki deneylerinde, E. Palladino’nun celselerinde ispat edilmiştir.

dezenkarnasyon: İnsan ruhunun bedeni terk ederek serbest hale gelmesi, yani cesedi terk…

durugörü (klervoyans): Beş duyunun dışında eşyaları ve düşünceleri idrak etmek ve görmektir. E.Osty’e göre…

—basit durugörü: sadece etrafındakileri…

—mekân içinde durugörü: uzak mesafe ve kap alı mekân.

—zaman içinde durugörü: geçmiş ve gelecek hakkında

duruişiti: Hiçbir maddi vasıta olmadan bedensiz varlıklardan, uzak muhitlerden gelen sesleri duymak… Süre kulağı ile değil ruhu ile işitir.

düsünce intikali: Transmition of thoughd, hassalar kimseler uzaktan dokunulmadan, uzaktan uyutulabilir veya yönlendirilebilir.

ekminezi: Geçmişi yaşama… Hipnoz ile gerçekleştirilebilir.

enkarnasyon: ruhun dünyaya gelmek üzere bir bedene girilmesi.

envokasyon: Ruh daveti… Tevrat’ta krallar kitabının 2. bölümünde bu konu geçmektedir.

havvas ilmi: Gizli ilimler, okültizm.

ilham: İnsan ruhunun kudreti ve liyakati nispetinde hami, rehber varlıklardan aldığı sezgi ve bilgilerdir (Allah’ın izni ile tabii) melekler vasıtası ile gelen hayırlıdır şeytandan gelen ise vesvese…

imisiyasyon: Bir imisiyatörün (mürşit, şeyh, büyük üstat) kontrolü altında geçirdikleri tek tek imtihanların sonunda fertlerin bizzat ruhlarında yaşadıkları hakikatlerin toplantıdır. İmisiyasyonda üç ana konu vardır: Allah, insan, tabiat.

izolman yapmak: ruhsal, mistik çalışmalarda kişinin, duyular yoluyla zihni dağınıklığa uğratılması için ses, ışık, dokunum yoluyla gelen uyaranlara karşı tecrit edilmesi… Böylece degajman hali başlar.

kehanet: Tabiat üstü bir ilhamıyla geleceğe ait şeylerin bilinmesidir. İkiye ayrılır. 1. Akılsal, 2. sezgisel. akli: astroloji, el çizgileri, yazı ve insan simalarına göre… sezgisel:psikometri, görücülük, radyestezi, remil, ishare.

kriptopsisi: İnsanların uzaktan birine tesir etmesi.

kriptoskopi: Uzak bir yerde vuku bulan olayı, aynı anda hissedebilme, görebilme…

ksenoglosi: Medyumlar seans esnasında tamamen bilmedikleri veya meçhul lisanlarda konuşmaları ve yazmaları…

levizasyon: Spiritik deneylerde eşyaların ve/veya medyum’un görünürde hiçbir maddi yardım almaksızın yerden havaya yükselmesidir.

meditasyon: tek bir konu üzerinde özel bir şekilde düşünme eylemi… Sabah ve akşam aç karna oturulup gözler kapatılır. Bir saat sürer kelinle tekrarları olur (mantra). Zihin karıştığında mantra kullanılır (bizde Esma’ül Hüsna gibi). Zihin boş tutularak da uygulanabilir.

meydum: Bedensiz varlıklarla, ruhsal alaka kurup, insanlarla cinler arasında muhavere yapılabilmesini sağlayan hassas yapılı özel melekelere malik kimse.

otomatizma: Bedensel hareketlerimiz, organlarımızın çalışması görünürdeki irademizin haricindeki bir irade ve şuur tarafından yürütülmektedir.

parakinezi: Hafif el teması ile büyük cisimleri hareket ettirme, parmağın eşya ya teması, psişik kuvvetin cisme geçmesi, bir nevi endüklemenin meydana gelmesine yaramaktadır.

parapsikoloji: Paranormal (normal ötesi) güçleri, olguları ve yetenekleri inceleyen bilim dalıdır. Bu kelime, 1920’lerde, Dr. J. B. Rhine tarafından, Fransız psikoloğu Emil Boriac’ınpsikoloji ötesi anlamında kullandığı parapysychique kelimesinden uyarlanmış ve 1953’te Hollanda, Utrech’te toplanan Uluslar arası Psişik Araştırma Konferansı’nda parapsişik araştırma yapanların kendi aralarında kullanmaları için onaylanmıştır.

Konusu telepati, durugoru, telekinezi (psikokinezi) ve prekognisyondur (geleceği bilme). Materyalist bir yaklaşımdır (Oesterreich ve Boirac). Oysa psikoloji ile psişik arasında bariz farklar vardır. Yukarıdaki konular psişiktir. Yani beyin dışı bir ruhsal güce ve yeteneğe dayanır.

perispiri: Ruhun ince ve seyyal bir bedenidir. Ruhu çevreleyen manasındadır (ruhun mantosu). Perispiri ruhun güçlü tesirini bir transformatör gibi tadil ederek bedene aktarır ve bedenden gelen tesirleri de ruha iletir.

prekognisyon: gelecekteki bir olayı muhakeme yürütmeden bilmektir. Bunda süjenin rolünden ziyade rehber varlıkların etkisi daha çoktur. Aynı husus hayvanlarda da mevcuttur (depremi önceden hissetme gibi).

premonisyon: Önsezi… Gelecekteki bir olayı kendiliğinden hissetme hassasıdır…

psikokinezi: fiziki bir varlık üzerine insan ruhu tarafından meydana getirilen direkt tesirlerdir (telekinezi).

psişik-psişizm: normal dışı ruhsal olaylar. Başka ruhsal kuvvetlerin tesiri ile tezahür eden ruhsal hadiseler.

radyestezi: Maddesel ışınımlar, vasıtası ile insan organizmasında meydana gelen duyumları tayin etmek, anlamak melekesidir (çatal, çubuk vb.). Çinliler, Mısırlılar, Keldaniler kullandı.

reenkarnasyon: Tekrar bedenlenme… Varlık kendi özel kaderini kendisi meydana getirir. Sürekli tekâmül söz konusudur.

rüyet (vision): Durugörü çalışmalarında süjenin reel olarak mevcut olmayan şeyleri ruhsal bir kabiliyetle görmesi, onlar hakkında bilgi vermesi… Görme organının yardımı yoktur. Zihinde meydana gelen manzaradır. Halüsinasyon değildir. Uyku, vecd veya trans halinde meydana gelir. Uyanık hallerde de olabilir (cinleri görme gibi…)

ruhsal tedavi: Şifacı (gerizör) iki şekilde çalışır. 1. Manyetik ve telkinsel usul kullanarak… 2. Bedensiz varlıklarla… Ruhsal şifacının tedavi esnasında moral seviyesi yüksek olmalı, insanlara derin bir ilgi ve fark gözetmeden bir sevgi ve bağlılık göstermesi gerekmektedir.

senestezi (koenestezi): Otoskopinin sakin şekli… İç duyum, organsal hassasiyet…

spatyum: Bedenden ayrılan ruhun intikal ettiği mekândır.

spirithalizm: Ruhiyat mesleği. Maddeciliğin karşıtıdır. Bütün âlemin iz ve cevherinin ruh olduğunu kabul etmekle maddecilik ile zıtlık oluşturur. Hayat fiziksel-kimyasal ve mekanik görüşlerle açıklanamaz. Ruhun yaratıcı kudreti ile izah edilir.

şuur: Bilinç. Şuur bir bilgi tavrıdır. Her bilgi şuurdan meydana gelmiştir. Bizzat kendi kendimizi müşahede etmek kudretidir. Maddeliğe iltifat etmez. Ruhun tekâmülü onun şuurlanması demektir.

şuuraltı: Şuuraltı ile gayrişuur birbirinden farklıdır. Hafızada birikmiş fakat bu anda kendilerini düşünmediğimiz hatıralar gayrişuurî ve gizlidir. Ama şuuraltında değildir. Fakat itiyatlar şuuraltıdır.

şuurüstü: resmi psikolojide telepati, durugörü olayları, spiritüalizmde ise beden dışı varlık cevherinin şuur halidir.

telekinezi: Medyumların eşyaları, elle veya başka bir maddi eşyayı vasıta kullanmadan hareket ettirmeleridir.

teleoptik: Cereyan eden olayların görüş sahası dışında, psişik bir kuvvetle bir medyum tarafından görülmesi olayıdır.

Dokunmadan yapılan olağanüstü sanılan bu olay medyumun biyoenerjisinden de kaynaklanabilir ve hiç de sanıldığı gibi olağanüstü değildir. Kişisel çalışmayla geliştirilebilen ve her insanda bulunan bir yetenektir.

telepati: Düşüncenin uzak yerdekilerle doğrudan doğruya bağlantı kurmasıdır. Zihnin ve ruhsal kapasitenin (enerji) nispetinde devamlı çalışılarak geliştirilebilir.

telestezi: İnsanın duyma ve anlama kabiliyetlerinin olağanüstü bir kesinlik kazanması… Durugörü, duruişiti, telepati vb.

teozofi: Tanrı bilimle felsefe arasındaki vahdet-i vücutçu (panteist) mistizm anlayışına dayanır. Konusu, mutlak başlangıç ilmi, âlemin yaradılışı, ruhsal bilimler, tabiatçılık (natüralizm), ilahi amel vb gibidir. Doğu teozofisi Hint inançlarına dayanır. Spritik bilgiler = Okültizm + Hint teozofisi + Hıristiyan Felsefesi

metampsikoz: Bir ruhun bir bedenden diğerine geçmesine denir. Bu geçiş tenasüh (transmigration) tarzındadır. Aslı Hint dinlerine bağlıdır. Önce Mısır’a, sonra Pisagor tarafından Yunan’a geçti. Reenkarnasyondan farklıdır. Sadece insandan insana geçer. Ruhi intikal sadece yeryüzünde olmamaktadır.

metapsişik: Tanımlayan Charles Richet’dir. Tabii hayatta veya zihinsel yaşamda klasik ilmi metotlarla açıklanması mümkün olmayan bütün olaylara denir. 1. sübjektif metapsişizm: Kürede vizyon, ksenoglg. 2. objektif metapsişizm: Telekinezi, aporlar.

mystery: Başkasına söylenmesi uygun olmayan bir haber, ibret verici bir olay.. Yeni tarikata girenlerde sıkça görülür… Aklın üstünde olaylardır.

mistiklik: Tasavvuf… Allah’a varmak için akıl yolundan başka riyazat ve nefis terbiyesi uygulayarak Mutlak’a ulaşmaktır. Buna da vecd (ekstaz) halinde ve istiğrafta ulaşılır. Bu süreçte dış âlemle bütün rabıta kesilir

obsesyon: Psikolojide iradenin haricinde olarak kendisini direnilmesi güç hale getiren kendisini zihne zorla kabul ettiren kelime, düşünce… Spiritüalizm’de; bir bedenli varlığın bedensiz bir varlığa tahakküm etmesi… Derece derece nüfuz ederler, irade dışı sujeyi yönlendirirler.

od’sal: Alman sanayici ve kimyager C. von Reichenbach’a göre manyetik akım art üzerinde toplanmaktadır. Bu manyetik kuvvet insanda da birikir. En fazla, el, göz ve baş kısmında olur. Bu kuvvetler sevk ve idare edilebilir mıknatısta, kristalde ve insanda daha çok toplanır.

okültizm: Gizli bilim. Konusu; ölüm ötesinde ve berisinde ne vardır? Nereden gelip nereye gidiyoruz? Tabiat kuvvetlerinden en uygun yararlanma şekli ne olmalıdır? Okültizmin araştırmaları arasında; nekromansi (ruhlara danışarak gelecek hakkında insanın kaderini öğrenme), kabala (Yahudi mistizmi) maji, alşimi (ilm-i simya) astroloji (ilmi nücum) konuları da vardır.

otoskopi: Bir kimsenin vizyon halinde kendi iç organlarını fizyolojik işleyişlerini idrak etmesidir.

psikografi: Ruhların tesirleri altına giren medyumun kolu, bir kalem ve kâğıt vasıtası ile otomatik yazı yazar.

Kaynak: http://volkanergenekon.net/olay_terimler.html

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yapın

BİYOENERJİ

BİYOENERJİ

İnsanın fiziki bedeninin bazı bölümlerinde şakra denilen enerji merkezleri bulunmaktadır. Yandaki resimde insan vücudunun ana şakraları görülmektedir. Bu enerji merkezleri bütününe aura adı verilmektedir.Bu enerjinin adı da biyoenerjidir. Auralar bir girdap şeklinde yaratılmış olup, dönüş hızı insanın biyoenerji gücünü göstermektedir. İnsan yaşlandıkça bu enerji girdaplarının dönüş hızı yavaşlamaktadır. Dönüş sıfırlandığında da yaşam bitmektedir.

Tibet’te Himalaya Dağarının eteklerinde yaşayan bir grup yerlinin ortalama 100 yıl yaşamalarının sebebi auralarını nasıl kontrol edebileceklerini ve nasıl dönüş hızlarını daha da artırabileceklerini bilmelerinden kaynaklanmaktadır.

Çevremizdeki tüm varlıkların, şehirlerin, hayvanların ve cisimlerin bir aurası bulunmaktadır. Biyoenerji insan vücudu için hayati önem taşımaktadır. Metafizik ilimlerde ilerleyebilmek için de biyoenerji çok büyük önem taşımaktadır. Biyoenerjisi belli bir seviyenin altında olanların metafizik ilimlerde başarılı olabilmesi çok zordur. Dönem dönem biyoenerjinin yükseltilmesi konusunda çeşitli eğitimler veriyoruz.

Biyoenerjinin yüksek olması insanın tüm hayatına çok olumlu etki etmekle birlikte biyoenerjisini doğru kullanmayı bilen birisi çok çeşitli şekillerde bu yeteneğinden faydalanabilir. Örneğin uzaktan bakarak insanları ya da cisimleri hareket ettirebilir, bazı hastalıkları tedavi edebilir, insanları etki atına alabilir ya da metafizik konularda çeşitli beceriler gösterebilir.

Her insan belli bir biyoenerjiye sahip olduğu için bu yetenekler her insan tarafından geliştirilebilmektedir. Önemli olan enerjinin doğru kontrolü ve doğru eğitimle yönlendirilmesidir.

Biyoenerjisi düşük olan insanlar metafizik rahatsızlıklardan, büyüden, cinden ve nazardan daha çok etkilenirler. Cinlerin musallat olmaları vakaları insanların biyoenerjilerinin düştüğü büyük üzüntü zamanlarında daha çok görülmektedir. Bu nedenle biyoenerji konusunda etraflı bir eğitim her insan için kaçınılmazdır.

Biyoenerji, biyoenerji tedavisi ve biyoenerjinin yükseltilmesi konusunda etraflı bir eğitim için iletişim bölümündeki bilgiler vasıtasıyla bizimle irtibata geçebilirsiniz.

Kaynak: http://volkanergenekon.net/biyoenerji.html

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yapın

Volkan Kemal ERGENEKON Özgeçmiş

Volkan Kemal Ergenekon 1959 yılında Erzurum’da doğdu. 1977 yılında Kuleli Askeri Lisesi’nden, 1982 yılında da Kara Harp Okulu’ndan mezun oldu. 1983’te Tuzla Piyade okulunu bitirdi ve 1986’da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde mastır çalışması yaptı.

1989’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekli olduktan sonra sırasıyla Milli Gazete’de personel müdürlüğü, Yörünge Dergisi’nde dış politika yazarlığı ve İngilizce çevirmenlik görevlerinde bulundu. 1991–1993 yılları arasında İran’da hem metafizik ile ilgili konularda hem de Fars dili üzerine eğitim aldı. Bu dönemde Tahran’da İslami Birlikgazetesinde Farsça ve Türkçe makaleler yazdı.

Qum kentinde tanınmış Ayetullahlardan ve Pakistan sınırındaki Budistlerden metafizik konularında yararlandı. 1994’te Türkiye’ye dönerek Beklenen Vakitgazetesinde ekonomi servisi sorumlusu olarak bir yıl görev yaptı.

1995 yılından itibaren ise araştırmalarını tamamen metafizik ve parapsikoloji konularına ayırdı. MÜ TV, Star TV, ATV, TGRT, TV 8 televizyonlarında ve ayrıcaMoral FM ve Akra FM radyo kanallarında metafizik konularında çeşitli programlara katıldı. Evli ve 3 çocuk babası olan Volkan Kemal Ergenekon İngilizce, Farsça ve Osmanlıca bilmektedir.

2007 yılında Düşünce Yayınları tarafından 4. Boyutun Sakinleri – CİNLER  isimli bir kitabı yayınlanmıştır.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yapın